Merkez Bayan Escort Milliyetçi Çağıl

Kırk birinci, diye geçirdi hemen aklından ve bu saptamadan ne haz ne de acı duydu. Evet, bütün, ama bütün insanlar beni şımarttılar, bana karşı hepsi iyiydi –yalnızca sen, evet, yalnızca sen beni unuttun, yalnızca sen, beni asla tanımadın! Çocuğum öldü, bizim çocuğumuz –şimdi dünyada senden başka onu sevecek kimse kalmadı. Ama ben buna rağmen aslında bütün gün seni beklemekten ve sana pusu kurmaktan başka bir şey yapmıyordum. Bir gün annem beni biraz resmi bir ifadeyle odasına çağırdı; ciddi bir şey konuşmak istediğini söylemişti. Sabahın erken saatlerinde çıkıp beyaz gülleri satın almış ve her yıl yaptığım gibi, senin unuttuğun bir saatin anısına sana yollatmıştım. Benim yalnızca bir düzine kadar ucuz, eskimiş karton ciltli kitabım vardı, onları her şeyden çok severdim ve hep yeniden okurdum. Ben yine yalnızım, her zaman olduğumdan çok daha fazla yalnızım, hiçbir şeyim yok, senden hiçbir şeyim yok –artık ne çocuk, ne bir sözcük, ne bir hatırlayış ve biri senin yanında adımı söylese, bir yabancı gibi umursamaz gidersin. Ayağa kalktım, sana baktım, uzun süre ve gözlerimi senden ayırmadan baktım. . Asık suratla, canım sıkkın ve etrafa kötü kötü bakarak dolanıp dururdum ve annem ağladığımı belli eden gözlerimden üzüntümü anlamasın diye sürekli dikkat etmek zorunda kalırdım. Arkadaşımı orada bıraktım ve yukarıya koştum. Ve senin gibi insanlardan, hatta onların en iyilerinden bile bir şey istemek zordur. Geçen on-on bir yıl boyunca kendine onları kimin gönderdiğini sorduğun oldu mu hiç? Bir zamanlar bu güllerden armağan etmiş olduğun kişiyi hiç hatırladın mı? Bunu bilmiyorum ve cevabını da hiç bilmeyeceğim. Bekledim, çaresizlik içinde kalmış biri gibi bekledim. Ve bu yüzdendir ki, hiçbir zaman sana başvurmadım. Öyle sanıyorum ki, hepsini saatlerce seyredebilirdim: Tam o sırada annem beni içeri çağırdı. Onları günlerce öptüm. Çünkü sözü edilen bu zaman parçasında belli bir çöküş ve yine belli bir yükseliş eşzamanlı ve birlikte yaşanır Merkez Bayan Escort Milliyetçi Çağıl . Fakat sen gelmedin. Ve meraklı bir ilgiyle bana bakışından hemen anladım: Beni tanımamıştın.

Merkez Bayan Escort Çağıl Beraberlik Gelen, Geliyor

Acaba o anda çığlık atmamayı, sana tokat atmamayı nasıl başardım, bilemiyorum –bana, seni çocukluğundan beri seven, çocuğunun annesi olan bana, o gecenin karşılığında para ödemiştin! Tabarin’de bulduğun bir orospuydum senin için, yalnızca o kadar –ödemiştin, evet ödeme yapmıştın bana! Senin tarafından unutulmuş olmak yeterli değildi, bir de aşağılanmak zorundaydım. O tiz zil sesi ve ondan sonra gelen, kalbimin durduğu, bütün kan dolaşımımın kesildiği ve sadece sen geliyor musun diye kulak kesildiğim o sessizlik, bugün bile hâlâ kulaklarımdan silinmiş değil. Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Çok sakin ve az konuşan bir adam olan üvey babam bana karşı iyiydi, annem, sanki bilmediği bir haksızlığın kefaretini ödermişçesine, bütün isteklerimi karşılamaya hazır görünüyordu, genç insanlar bana yaklaşmaya çalışıyorlardı, fakat ben onların hepsini tutkulu bir direnişle geri çeviriyordum. Merkez Bayan Escort Çağıl Beraberlik Gelen, Geliyor “Benim için de bir saatiniz var mı?” diye sordun belli bir mahremiyet ifadesiyle –kendinden emin oluş tarzından, o kadınlardan, bir akşamlık satılık olan kadınlardan biri kimliğiyle çağırdığını anlamıştım. Yap bunu, sevgilim, başkalarının yılda bir defa sevdikleri ölmüşleri için bir ayin yaptırdıkları gibi sen de bunu yap. Burada Zweig’ın sözünü ettiği “sıradan bir karakter”, Fransa Kraliçesi Marie Antoinette’e aittir; gerçekten de Marie Antoinette sonunda merdivenlerini çıkacağı taht bağlamında kendisini aday kılacak hiçbir niteliğe ve özelliğe sahip değildir. Fakat yine de güllere özen göstermiş olman bana iyi gelmişti: böylece benliğimden soluk gibi bir esinti, aşkıma ait bir nefes yakınındaydı. Fakat benim içimde gerçekleşen –sen nasıl sezebilirdin ki bunu–, yalnızca artık söze dönüşen iradeydi, tek tek binlerce günün şimdi bir bütün halinde bütün engelleri aşan özlemiydi. Gözlerim kararmıştı. Kimi zaman saatler boyu bekledim ve sen sonunda tanıdıklarının eşliğinde evinden çıkıp gittin, iki defa seni kadınlarla birlikte de gördüm; artık bir yetişkin olduğumu, sana olan duygumun farklılığını, seni kendinden çok emin bir ifadeyle koluna girmiş yabancı bir kadınla yürüyüp gittiğini gördüğümde ansızın geliveren ve ruhumu parçalayan yürek çarpıntısından da anlayabiliyordum. Fakat şimdi soruyorsun –belki ürkmüş olarak, belki de yalnızca hayretle– soruyorsun şimdi, sevgilim, onca uzun yıllar boyunca bu çocuğu neden sakladığımı ve ondan neden ilk kez bugün söz ettiğimi soruyorsun, o burada uyurken, artık sonsuz bir uykuya dalmışken, artık gitmeye ve bir daha asla geri dönmemeye hazırken, evet, asla! Fakat sana nasıl söyleyebilirdim ki? Benim gibi yabancı bir kadının, üç gecenin aşırı hararetli gönüllüsünün, kendini sana hiç karşı koymaksızın, dahası tutkuyla açmış olan kadının, gelip geçici bir karşılaşmanın adsız kadınının sana, senin gibi sadakat nedir bilmeyen bir erkeğe sadık kaldığına asla inanmazdın –bu çocuğu hiç kuşku duymaksızın senin çocuğun olarak asla tanımazdın! Sözlerim sende böyle bir ihtimalin bulunduğu izlenimini yaratsaydı bile, varlıklı biri olan sana bir yabancıyla yaşanmış saatlerden olma bir çocuğu kabul ettirmeye çalıştığıma ilişkin gizli kuşkuyu içinden asla atamazdın.